Aslında “sağlıksız istatistiklerden” yola çıkarak sürekli yapılan bir “biz Türkler” başlıklı aşağılık kompleksi aldı başını gidiyor. Ben biraz da konunun özündeki bu yanlışa dem vurmak için takıldım kaldım orada :)
Yoksa bahsettiğiniz konuda -ki buna Posta Gazetesi zihniyeti dersek- oldukça haklısınız.
Çözüm olarak da kendimce bir fikir atmam gerekirse ortaya, Türkleri, İzlandalıları, Hollandalıları nasıl okumaya teşvik ederiz gibi bir yaklaşım işe yaramayacaktır diye düşünüyorum.
Hangi Türk? Geçimini tarım ve hayvancılıkla kazanan yüzbinlerce insan? Çocuk bakıp bulaşık yıkamaktan yorulmuş çareyi tv’de bulan ev kadınları? İşten kendini kahveye atmış babalar dedeler? Bir an önce zengin olma hevesi damarlarında atan genç delikanlılar? Bilgisayar kullanıcıları? Üniversite öğrencileri? Çocuklar? Çocukluğa yeni adım atanlar? Yaşlı teyzeler? Kuyumcular? Ayakkabıcılar vs.
Tüm bu birbirinden farklı kesime aynı politikayla mı okumayı alıştıracağız? İhtiyaçlar farklı, ilgi alanları farklı, herşey farklı.. Her kesimin de %100 okuma alışkanlığı olsa eminim okudukları şeyler bile tamamen farklı olacaktır.
Bu yüzden sorunu tesbit etme noktasında başlı başına bir sorunla karşılaşıyoruz.
İşi bilgisayar kullanıcısı boyutunda ele alırsak, bence bloglar bu anlamda çığır açtı/açıyor. İşin güzel yanı bu yanlış işleyen bir politikanın -tesadüf- ürünü değil, bir ihtiyacın sonucu.
“Araştırmayı” dağınık verileri bir araya getirerek ihtiyaç duyulan bilginin karşılanması olarak değerlendirirsek, bu anlamda forumların oldukça faydalı olduğunu söyleyebiliriz.
Ama Araştırmak ve Okumak arasındaki ince çizgi -bence- konu bütünlüğünde gizli. “Okumak” bir konu bütünlüğü gerektirir diye düşünüyorum. Bu anlamda da dağınık yazılar, avatar, reklam, imzalarla dolu ve özellikle konulardan sapmış forum ortamının okuma alışkanlığına bir katkısı olacağını sanmıyorum.
Okuma alışkanlığı, okuma alışkanlığı tamam da… Kime ne okutmaya çalışıyoruz? Hali hazırda 15-20 yaş üzeri insanlara nasıl kazandıracağız bu alışkanlığı? (ki burada yukarıda bahsettiğim topyekun alıştırma modeli gibi birşey söz konusu olamaz bence). Yeni nesillere topyekun bu alışkanlığı kazandıracaksak da bu internetle olacak işten ziyade “temel bir eğitim politikası” olmalı. İlköğretimde okuma alışkanlığı edinen bir çocuk terzi de olsa okur, çiftçi de olsa okur, çoban Santiago da olsa okur…
Soru: Ben hepinizin adını ezberleyemem bir dahaki sefere herkes ufak pankartlara adını yazsın parmak kaldırmak yerine o pankartı kaldırsın diyen (kardeşimin ilkokul SINIF ÖĞRETMENİ) yeni yetme öğretmenler mi kazandıracak bu alışkanlığı? Türkçe’yi doğru düzgün telaffuz edemeyen Hüseyin Çelik’in reform dediği bu mu? Ne olacak bu Türkiye’nin hali… Buradan sonrası dipsiz kuyu…
Öff amma kafa patlattım kusura bakmayın :)
Özetle internet gelişiminde sence okuma alışkanlığına/kültürüne katkısı olan oluşumlar neler diye soracak olursanız: Bloglar/Günceler, İnternet Dergi/Gazeteleri (haber sitesi demeyip daha geniş tutmak istedim), e-kitaplar, Tutorial diye tabir edilen “eğitimler” diyebilirim.
Okuma alışkanlığı olanların mynet, cnet, habertürk gibi sitelerin bol resim, iki satırı 18 sayfaya bölme zihniyetinde köreleceklerini sanmıyorum. Bir noktadan sonra “yeter bu ne böyle” diyeceklerdir… Okuma alışkanlığı olmayan birine ise internetten bu alışkanlığı kazandırmaya çalışmak “aaa ne ayıp yazı var sen resme gidiyorsun” demek boşa kürek çekmek olacaktır.